“Senden ne yapmanı istediğimi tam olarak anladın, değil mi Elspeth?”
“Anladım” dedi Bayan McGillicuddy. “Ama yine de bunu çok tuhaf bulduğumu söylemeliyim, sevgili Jane.”
“Hiç de tuhaf değil” dedi Miss Marple.
“Bence öyle. Bir eve gideceksin ve hemen… şey… üst kata çıkmak isteyeceksin!”
“Hava çok soğuk” diye belirtti Miss Marple. “Ayrıca sana dokunan bir şey yemiş olabilirsin… bu nedenle de lavaboya gitmek isteyebilirsin. Böyle şeyler olur. Hatırlıyorum da zavallı Louisa Felby bir defasında bana geldiğinde, yarım saat içinde tam beş kez lavaboya gitmek için izin istemek zorunda kalmıştı. Bunun nedeni de” diye açıkladı Miss Marple kısaca. “Bayat bir pasta yemiş olmasıydı.”
“Jane, bana açıkça neyi hedeflediğini söylemez misin?” diye sordu Bayan McGillicuddy.
“Hayır, özellikle de bunu söyleyemem.”
“Sen insanı gerçekten çıldırtırsın, Jane. Önce bana mümkün olan en kısa sürede dünya kadar yolu tepip İngiltere’ye dönmemi söylüyorsun, sonra…”
“Çok üzgünüm” dedi Miss Marple. “Ama inan başka çarem yoktu. Bak canım, her an için biri öldürülebilir. Onların gözetim altında olduklarını ve polisin gerekli tüm tedbirleri aldığını biliyorum ama katilin onlardan daha akıllı olma şansı her zaman daha fazla. İşte bu nedenle Elspeth, gelmen gerekliydi, bu senin görevindi. Ne de olsa ikimiz de üstümüze düşen görevi yerine getirmek üzere yetiştirildik, değil mi?”
“Öyle olduğumuz kesin” dedi Bayan McGillicuddy. “Bizim gençliğimizde ihmalcilik bağışlanmazdı.”
“Bu çok doğru” diyen Miss Marple, dışarıda bir motor homurtusu duyunca ekledi. “İşte taksi de geldi.”
Bayan McGillicuddy kalın siyah-beyaz paltosunu giydi, Miss Marple şallar ve başörtülerine büründü. Ve iki yaşlı bayan taksiye binerek, Rutherford Hall’a doğru yola koyuldular.
“Bu gelen de kim?” diye soran Emma, eve yaklaşan taksiye bakıyordu. “Galiba bu Lucy’nin yaşlı teyzesi.”
“Yine mi o baş belası!” dedi Cedric.
Kanepeye uzanmış, ayaklarını şöminenin kenarına uzatmış, Taşra Yaşamı dergisini karıştırıyordu.
“Ona evde olmadığımızı söyle.”
“Bunu nasıl yapacağımı düşünüyorsun? Dışarı çıkıp evde olmadığımızı mı söyleyeyim? Yoksa Lucy’yi çağırıp, teyzesine böyle söylemesini mi isteyeyim?”
“Bunu düşünmemiştim” dedi Cedric. “Sanırım uşaklarımız, hizmetçilerimiz olduğu günlere gitti aklım, tabi eğer vardıysalar.
“Savaştan önce bir uşağımız olduğunu anımsıyorum. Mutfakta çalışan hizmetçi kızla bir ilişkisi olmuştu; sonra da bu yüzden büyük bir skandal çıkmıştı. Temizliğe gelen gündelikçilerinden hiçbiri burada değil mi?”
Tam o sırada öğleden sonra gümüşleri temizlemeye gelmiş olan Bayan Hart kapıyı açtı ve Miss Marple şallara bürünmüş bir halde arkasında göze batmayan bir kadınla birlikte odaya girdi.
“Uygunsuz bir zamanda gelmediğimizi umarım” dedi Miss Marple elini Emma’ya uzatırken. “Öbür gün evime dönüyorum ve gitmeden önce size uğrayarak, hem bir veda etmek, hem de Lucy’ye gösterdiğiniz yakınlıktan dolayı teşekkür etmek istedim. Ah, nasıl da unuttum. Size benimle kalan arkadaşım Bayan McGillicuddy’yi tanıştırabilir miyim?”
“Memnun oldum. Nasılsınız?” diyen Bayan McGillicuddy tüm dikkatiyle Emma’yı inceledikten sonra, ayaklarını şöminenin kenarından çekmiş olan Cedric’e baktı. O sırada Lucy odaya girdi.
“Jane Teyze, geleceğinizden haberim…”
“Buraya gelip Miss Crackenthorpe’a veda etmek istedim” dedi Miss Marple ona dönerek. “Sana karşı o kadar ama o kadar yakınlık gösterdi ki.”
“Asıl bize karşı çok iyi olan Lucy” dedi Emma.
“Evet, doğru” diye söze karıştı Cedric. “Onu kürek mahkumu gibi çalıştırdık. Hastaların başını bekle, merdiven in, merdiven çık, yataktaki hastalara yemek pişir…”
Miss Marple söze karıştı. “Hastalandığınızı duyunca çok, çok üzüldüm. Umarım şimdi daha iyisinizdir, Miss Crackenthorpe.”
“Oh evet, hepimiz çok daha iyiyiz” dedi Emma.
“Lucy bana çok ağır hastalandığınızı söyledi. Çok tehlikeli bu gıda zehirlenmesi. Sanırım mantardan, değil mi?”
“Neden halen tam olarak bulunamadı” dedi Emma.
“Onun söylediklerine inanmayın” söze karıştı Cedric. “Etrafta dolaşan söylentileri duymuş olduğunuzdan eminim. Miss… er…”
“Marple” dedi, Miss Marple.
“Neyse, dediğim gibi etrafta dolaşan dedikoduları hiç kuşkusuz siz de duymuşsunuzdur. Komşularımızın konuşacak bir şeyler bulmaları için biraz arsenikten iyisi yok.”
“Cedric” diye söze karıştı Emma. “Lütfen kes şunu. Müfettiş Craddock’un ne söylediğini…”
“Aman” dedi Cedric umursamaz bir tavırla. “Zaten herkes biliyor. Sizler de her şeyi duydunuz değil mi?” diye sordu Miss Marple ve Bayan McGillicuddy’ye dönerek.
“Ben yurtdışından yeni döndüm” dedi Bayan McGillicuddy. “İki gün önce geldim.”
“Ah, demek dilden dile dolaşan yerel dedikodudan haberdar değilsiniz” dedi Cedric. “Köriye arsenik karışmış, hepsi bu: Sanırım Lucy’nin teyzesinin her şeyden haberi var.”
“Evet, öyle” dedi Miss Marple. “Bazı söylentiler benim de kulağıma geldi. Ama yalnızca üstü kapalı olarak. Tabi ki bu konuyu dile getirerek sizi herhangi bir şekilde sıkmak istemedim, Miss Crackenthorpe.”
“Ağabeyime aldırış etmeyin” dedi Emma. “İnsanları kızdırmaktan zevk alır o!” Bu arada ağabeyine dönerek sevgiyle gülümsedi.
O anda kapı açıldı ve Bay Crackenthorpe bastonunu sinirli bir şekilde yere vurarak içeri girdi.
“Çay nerede kaldı?” diye sordu. “Çay niçin hâlâ hazır değil? Sen! Kızım!” Lucy’ye döndü. “Niçin hâlâ çayımı getirmediniz?”
“Çoktan hazır, Bay Crackenthorpe. Hemen getiriyorum. Masayı hazırladım.”
Lucy odadan çıktı. Bay Crackenthorpe Miss Marple ve Bayan McGillicuddy’ye tanıştırıldı.
“Yemeklerimizin tam zamanında getirilmesini isterim” dedi Bay Crackenthorpe. “Dakiklik ve ekonomi. Benim yaşam anlayışım bunlar üzerine kurulu!”
“Bu çok takdir edilecek bir şey” dedi Miss Marple. “Özellikle de bugünkü vergi sistemi ve yaşam koşullarında…”
Bay Crackenthorpe homurdandı. “Vergi. Bana o haydutları anımsatmayın. Beni neredeyse sadakaya muhtaç duruma getirmek istiyorlar, soyguncular! Bu gün geçtikçe de daha kötüye gidiyor. Bak göreceksin sen oğlum” dedi Cedric’e dönerek. “Bu ev sana kaldığı zaman, şimdiden bire on bahse girerim ki, sosyalistler burayı elinden alacaklar. Burayı bakımevi ya da bu türden bir şey yapabilirler. Ve burayı çevirmek için tüm gelirlerini elinden alacaklar, emin ol!”
Lucy elinde çay tepsisiyle yeniden odaya girdi. Hemen arkasında da sandviç, kek, tereyağı, kızarmış ekmek ve pastanın bulunduğu tepsiyi taşıyan Bryan vardı.
“Bu da ne? Bu da ne?” Bay Crackenthorpe dikkatle tepsiyi inceledi. “Rokoko pasta mı? Parti mi veriyoruz? Kimse bana bundan bahsetmedi.”
Emma’nın yüzü hafifçe kızardı.
“Dr. Quimper çaya gelecek, baba! Bugün onun doğum günü ve…”
“Doğum günü mü?” diye homurdandı yaşlı adam. “Doğum günüyse ne olacak? Doğum gününü yalnızca çocuklar kutlar. Ben hiç doğum günlerimi önemsemediğim gibi kimsenin de onları kutlamasını beklemedim.”
“Böylesi senin açından daha ucuza gelir” dedi Cedric. “Hiç değilse pastaya konacak mumlardan tasarruf etmişsin.”
“Yeter artık, bu kadarı da fazla, oğlum!” dedi Bay Crackenthorpe.
Bu arada Miss Marple Bryan Eastley’in elini sıkıyordu.
“Lucy sizden çok söz etti” dedi Miss Marple. “Bana St. Mary Mead’den birini anımsatıyorsunuz. Orası benim uzun yıllardır yaşadığım köy! Avukatın oğlu Ronnie Wells’e o kadar benziyorsunuz ki. Babasının yazıhanesinde çalışmaya bir türlü alışamadı. Doğu Afrika’ya göçtü ve gölde gemi işletmeciliğine başladı. Victoria Nyanza Gölü’nde! Yoksa Albert gölü müydü? Neyse, fark etmez. Maalesef başarılı olamadı ve tüm sermayesini kaybetti. Ne şanssızlık! Neyse, sanırım onunla herhangi bir akrabalığınız yok, öyle değil mi? Aranızdaki benzerlik çok şaşırtıcı da!”
“Hayır” dedi Bryan. “Wells adında biriyle akrabalığım olduğunu sanmıyorum.”
“Çok hoş bir kızla nişanlanmıştı” diye ekledi Miss Marple. “Çok mantıklı, akıllı bir kızdı. Onu göç sevdasından vazgeçirmeye çok çalıştı; ama başaramadı. Tabi çok büyük bir hata yaptı. Sizin de bildiğiniz gibi kadınlar parasal konulardan çok daha iyi anlarlar. Tabi ki üst düzey finans konularını kastetmiyorum. Babam buna hiçbir kadının aklının ermeyeceğini söylerdi hep. Günlük harcamalar, getiriler… bu gibi şeyler işte. Bu pencereden manzara da ne kadar güzel.” Pencereye yaklaşarak dışarı baktı.
Emma da ona katıldı.
“Ne kadar geniş bir bahçe! Ağaçların gövdeleri ne kadar da heybetli! Böyle bir yerin şehrin içinde olması inanılır gibi değil.”
“Burada sanki başka bir asırda yaşar gibiyiz” dedi Emma. “Ama pencereleri açınca uzaklardan trafik gürültüsü duyabiliyorsunuz.”
“Evet, tabi” dedi Miss Marple. “Artık trafik gürültüsü her yerde var, değil mi? Hatta St. Mary Mead’de bile. Köyümüz havaalanının çok yakınında, o koca jetlerin tepemizden uçarken çıkarttıkları sesi bir bilseniz. Dehşet verici! Küçük kış bahçemin iki camı daha geçen gün bu yüzden kırıldı. Ses duvarını aşıyorlarmış, çevredekiler böyle söyledi ama ben bundan hiçbir şey anlamıyorum.”
“Ama bu çok basit” diye söze karıştı Bryan. “Bakın açıklayayım.”
Miss Marple çantasını yere düşürdü. Bryan eğilerek nezaketle kaldırdı. Aynı anda Bayan McGillicuddy Emma’ya yaklaşarak, sıkıntılı bir ses tonuyla bir şeyler fısıldadı. Bu yapmacık bir sıkıntıydı ve Bayan McGillicuddy bu yaptığını çok çirkin buluyordu.
“Çok affedersiniz… acaba bana lavaboyu gösterebilir miydiniz?”
“Tabi” dedi Emma.
“Sizi götüreyim” dedi Lucy.
Lucy ve Bayan McGillicuddy beraberce odadan çıktılar.
“Araba kullanmak için çok soğuk bir gün!” dedi Miss Marple anlaşılmaz bir şekilde.
“Ses duvarı konusu” dedi Bryan. “Bakın şöyle düşünün… oh, merhaba Bay Quimper.”
Dr. Quimper arabasını dışarıya park etmişti. İçeri girdiğinde ellerini ovuşturuyordu. Çok üşümüş olduğu anlaşılıyordu.
“Çok kar var. Tahminimce don olacak” dedi. “Merhaba Emma, nasılsınız? Aman Tanrım, bu da ne?”
“Sizin için bir doğum günü pastası hazırladık” dedi Emma. “Unuttunuz mu? Bana bugünün doğum gününüz olduğunu söylemiştiniz.”
“Böyle bir şeyi hiç beklemiyordum” dedi Dr. Quimper. “Biliyor musunuz uzun yıllardır… ne kadar oldu ki… en azından on altı yıldır kimse doğum günümü anımsamadı.” Çok duygulanmışa benziyordu.
“Miss Marple ile tanışıyor muydunuz?” Emma onları tanıştırmak istedi.
“Oh evet” dedi Miss Marple. “Bir önceki gelişimde doktorla burada karşılaşmıştık. Geçen gün çok şiddetli bir soğuk algınlığına yakalandığımda da beni evimde muayene etme nezaketi gösterdi. Bana karşı o kadar nazik ve iyiydi ki.”
“Umarım, iyileşmişsinizdir” dedi doktor.
Miss Marple nezaketle çok iyi olduğunu belirtti.
“Uzun süredir beni muayene etmek için gelmediniz” diye söze karıştı Bay Crackenthorpe. “Gelin bizimle çaya oturun. Daha ne bekliyoruz ki?”
“Oh lütfen, arkadaşımın dönmesini beklemeyelim” dedi Miss Marple. “Onu beklediğimizi fark ederse çok mahcup olur.”
Masaya oturdular. Miss Marple önce bir dilim ekmekle tereyağı aldı; sonra da tabağına bir sandviç konulmasına izin verdi.
“Bu?…” diye sordu çekinerek.
“Balık” dedi Bryan. “Mutfakta yapımına yardım ettim.”
Bay Crackenthorpe bir kahkaha attı.
“Zehirli ançüez” dedi. “Gerçek bu! İsteyen yer!”
“Lütfen baba!”
“Bu evde bir şey yerken çok dikkatli olmalısınız” dedi Bay Crackenthorpe Miss Marple’a dönerek. “İki oğlum sinek gibi öldürüldü. Bunu kimin yaptığına gelince… işte bunu gerçekten bilmek isterdim.”
“Sizi ürkütmesine fırsat vermeyin” diyen Cedric Miss Marple’a yeniden sandviç tabağını uzattı. “Arseniğin cilde iyi geldiğini söylüyorlar, miktarını fazla kaçırmamak şartıyla tabi.”
“Kendin de bir tane yesene” dedi yaşlı Bay Crackenthorpe.
“Beni çeşnicibaşı olarak kullanmak niyetindesin anlaşılan!” diyen Cedric ekledi. “Neyse, yiyeyim bari.”
Bir sandviç alıp ağzına attı. Miss Marple da hafifçe gülümseyerek bir sandviç aldı. Bir lokma ısırdıktan sonra konuşmaya başladı.
“Bu konuda şaka yapabilmeniz çok cesurca. Gerçekten büyük bir cesaret bu! Cesarete her zaman için hayran olmuşumdur.”
Birden tuhaf bir boğulma sesiyle kıvranmaya başladı. “Bir balık kılçığı!” diye inledi. “Boğazıma takıldı.”
Dr. Quimper hemen yerinden kalktı. Onu pencerenin kenarına götürerek, arkaya doğru yasladı ve ağzını açmasını istedi. Çantasından bir alet kutusu çıkararak bir pens aldı. Profesyonel bir ustalıkla yaşlı kadının boğazını incelemeye başladı. O anda kapı açılarak Bayan McGillicuddy arkasında Lucy olduğu halde içeri girdi. Bayan McGillicuddy karşısında gördüğü manzara karşısında bir an için soluk alamadı. Miss Marple pencereye doğru, arkasına yaslanmış, doktor ise üstüne eğilmiş, boğazından tutmuş başını yana çeviriyordu.
“Ama bu o!” diye haykırdı Bayan McGillicuddy şaşkınlıktan fal taşı gibi açılmış gözlerle. “Bu trendeki adam…”
Hiç beklenmedik şaşırtıcı bir çeviklikle doktorun elinden kurtulan Miss Marple arkadaşının yanına gitti.
“Onu tanıyacağını biliyordum, Elspeth!” dedi. “Hayır. Şimdi hiçbir şey söylememelisin.”
Zafer kazanmışçasına Dr. Quimper’e döndü.
“Bunu bilmiyordunuz, değil mi doktor, trende bir kadını boğarken bir başka kadının sizi görmüş olduğunu bilmiyordunuz, değil mi? Bu kadın benim arkadaşımdı, Bayan McGillicuddy. Sizi gören o! Anlıyor musunuz? Sizi kendi gözleriyle görüp, teşhis etti. Sizinkine paralel giden, tam yanınızdaki trendeydi.”
“Ne diyorsunuz siz?” Dr. Quimper Bayan McGillicuddy’ye doğru bir hamle yaptıysa da Miss Marple yine aynı çeviklikle aralarına girdi.
“Evet!” dedi. “Sizi gördü ve teşhis etti, mahkemede de bunu yeminli ifadesiyle belirtecek. Sanırım bu pek sık rastlanır bir durum değil” diye ekledi Miss Marple yumuşak, abartısız ses tonuyla. “Kişinin bir cinayet işlenirken tanık olması! Cinayetler genellikle bulunan delillere dayanılarak aydınlatılır. Bu kez durum çok farklı. Bu olayda işlenilen cinayetin görgü tanığı var.”
“Kahrolası ihtiyar cadı!” diyen Dr. Quimper bu kez Miss Marple’ın üzerine atılmak istediyse de Cedric buna engel olarak, onu omuzlarından yakaladı.
“Demek bu cinayetleri işleyen şeytan sensin” diye haykıran Cedric doktora sarılarak herhangi bir hareket yapmasını engellemeye çalıştı. “İlk gördüğüm günden beri sizden hiç hoşlanmadım, hep yanlış bir insan olduğunuzu düşündüm ama Tanrı bilir ya bu konuda sizden hiç kuşkulanmamıştım.”
Bryan Eastley hemen Cedric’in yardımına geldi. Müfettiş Craddock ve Müfettiş Bacon arka taraftaki kapıdan içeri girdiler.
“Dr. Quimper” diye konuşmaya başladı Bacon. “Sizi uyarıyorum şu andan itibaren söyleyeceğiniz…”
“Uyarınız size kalsın” diye bağırdı Dr. Quimper. “Bu bunak, ihtiyar kadınlara kimin inanacağını sanıyorsunuz? Bu tren saçmalıkları da nereden çıktı, kim duymuş böyle bir şeyi?”
Miss Marple, “Bayan McGillicuddy cinayeti 20 Aralık günü polise bildirdi ve katilin eşkâlini verdi” diye açıkladı.
O anda birdenbire Dr. Quimper’in omuzlan çöktü. “İnsan nasıl bu kadar şanssız olabilir ki!” dedi.
“Ama…” dedi Bayan McGillicuddy.
“Sen sus, Elspeth” diye atıldı Miss Marple.
“Peki ama hiç tanımadığım, yabancı bir kadını neden öldüreyim?” diye sordu Dr. Quimper.
“Sizin için yabancı değildi” dedi Müfettiş Craddock. “O sizin eşinizdi.”